Ahşap Tasarımlar
Güzelliği kadar zulmü ile de nam salan eski Mısır kraliçesi Kleopatra sarayının kendi güzelliğine ve ihtişamına yaraşır bir biçimde döşenmesini ister. Mısır’da el sanatlarıyla uğraşan bütün sanatçılara emir buyrulur, kraliçenin istediği sanat eserleri en kısa sürede yapılacaktır. Kleopatra’nın zulmünden korkan sanatçılar kraliçeyi memnun edebilmek için sarayın dört bir yanını göz estetiğine hitap eden sanat eserleriyle süslemek için olağanüstü çaba harcarlar.
Değişik değişik süsleme teknikleri bulunur ve kraliçeye özel olarak çalışılır. İsmi bilinmeyen bir Mısırlı zanaatkârın tasarısı tamamlanmış bir eşyanın üzerinde çeşitli geometrik şekilleri, öngördüğü motifleri yan yana getirerek mobilyalarda uygulaması sonucu ortaya çıkan ürünler kraliçenin takdirini toplar. Böylece Mısırlı sanatçıların kraliçe Kleopatra’yı memnun etmek için giriştiği çabalar sonucu marküteri sanatı ortaya çıkar.
Mısır’dan Osmanlı’ya
Kleopatra’nın sarayını süsleyen marküteri eşyalar daha sonra Mısırlı aristokratların evlerine girer. Mısırlılarla başlayan bu sanat dalı Rönesans döneminde ise güzel sanatların gelişmesinin hızla görüldüğü Fransa’da anıtsal örneklerde şahikalara çıkar. Önceleri Paris’te Louvce ve Versailles saraylarına giren marküteri mobilyalar giderek aristokrat kesimin malikanelerinde boy göstermeye başlar. Daha sonra Anadolu, İran ve Arabistan’a yayılan marküteri sanatı 1450 yılında İtalya’da marküteri atölyelerinin çoğalmasıyla yaygınlaşır. Bir saray sanatı olarak kullanılan marküteri, Osmanlı döneminde de boy gösterir. Osmanlıyı bir devlet iken imparatorluk haline getiren Fatih Sultan Mehmet Han bizzat kendisi marküteri çalışmaları yapar. Sonraki yıllarda marküteri atölyeleri ve aletlerinin çoğalmasıyla bir dönem sarayların baş köşesinde yerini alan marküteri eserler güncelliğini kaybetmeye başlar. 20. yüzyıla gelindiğinde ise duraklama dönemine giren marküteri sanatı günümüzde en yaygın olarak Fransa’da varlığını sürdürüyor. Osmanlı döneminde bir çok usta yetişmesine rağmen bir okulu bulunmayan marküteri sanatı Türkiye’de ise Erol Antik tarafından yapılmaya devam ediyor. Kupon sistemiyle çalışan Erol Antik marküteri sanatını kendine has yeni bir boyut geliştirerek geniş bir yelpazeye yaydı.
Nesilden nesile marküteri
Üç kuşak marküteri sanatıyla ilgilenen Tarakçı, marküteri tarzındaki süslemeleri 0.5 mm’den daha ince ve kalın olarak yüzlerce metre kesimlerin yan yana getirilmesi ile oluşturduklarını söylüyor. Zaman zaman yapılan marküteri çalışmalarında santimetrekarenin içinde, 100 adet hareketin meydana geldiği mozaiklerin de yer aldığını belirten Tarakçı bu sanatı en ince noktasında çalıştıklarını belirtiyor. Firma olarak aksesuar çalışmaları ile işe başladıklarını belirten Tarakçı, gelen talepler karşısında evde ve iş yerlerinde kullanılan bütün eşyalarda marküteri ve ona çok benzeyen parküteri sanatını uygulamaya başlamışlar. Tarakçı bu noktada şöyle diyor: “Banyo ve mutfak gibi ıslak bölgeler hariç evin herhangi bir köşesinde bulunan her türlü eşyada (sehpa, sandık, yemek masası, tablo….vs) biz bu sanatları uyguluyoruz.”
Güney Amerika, Afrika ve Hindistan kökenli kaplamalar kullanılarak yapılan marküteri çalışmalarında 1450’li yıllarda Floransalı ustalar kendi desenlerini çizerek çalıştıkları marküteri eserlerin yanısıra dönemin meşhur ressamlarının temalarından da yararlanmışlar. Günümüzde ise Erol Antik özellikle Osmanlı ve Selçuklu motiflerinin ağırlığını taşıyan fakat zenginleştirilmiş motiflerin bulunduğu çalışmalar yapıyor. Zaman zaman bir kibrit kutusunun üzerindeki bir şekil, zaman zaman ise bir ressamın resmindeki bir çizgi marküteri çalışmasına ilham kaynağı olabiliyor.
Şu anda sekiz kişi olarak çalışan ve yarım asırdır marküteri sanatını en zarif şekilde çalışmalarına yansıtan Tarakçı ailesi usta— çırak ilişkisiyle yetiştirdikleri elemanlarla bu sanatın unutulmasını engellemeyi amaçlıyorlar.